top of page

Arama Sonuçları

41 results found with an empty search

  • Kat Mülkiyeti Davaları | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları Kat Mülkiyeti Hukuku Davaları 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre tamamlanmış yapıların belli bölümlerinin üzerindeki mülkiyet hakkına kat mülkiyeti denmektedir. Bu konudaki kuralların oluşturduğu bütüne ise Kat Mülkiyeti Hukuku denir. Kat Mülkiyeti Hukuku’nda düzenlenen konulardan biri de kat maliklerinin birbirleriyle olan ilişkileridir. Bir binada birlikte yaşayan kişilerin ilişkilerinde de bazı kurallara ihtiyaç vardır ve bu hususlar 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiştir. Bu kanun 1965 yılında yürürlüğe girmiş, ancak birçok değişikliğe maruz kalmıştır. Bir binada birlikte yaşamanın getirdiği haklar ve sorumluluklar bu kanunda düzenlenen konular arasındadır. Kat maliklerinden veya kiracılardan herhangi biri, Kat Mülkiyeti Kanunu’nda belirtilen kurallara uymazsa; diğer kat maliklerinden biri veya yönetici, anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açarak, Hakimin duruma müdahalesini talep edebilir. Çekilmezliğe sebep olan kat malikinin bağımsız bölümünün mülkiyetinin dava tarihindeki değeri, o kat malikine ödenmek suretiyle bu mülkiyetin diğer kat maliklerine, arsa payları oranında devredilmesi için dava açılmasına Kat Malikleri Kurulunca karar verilir. Aşağıdaki durumlarda çekilmezlik, her halde mevcut farz edilir Ortak giderlerden ve avanstan kendine düşen borçları ödemediği için hakkında iki takvim yılı içinde üç defa icra veya dava takibi yapılmasına sebep olunması; Ana gayrimenkulün bulunduğu yerin sulh hakimi tarafından 33 üncü madde gereğince verilen emre rağmen, bu kanunda yazılı borç ve yükümleri yerine getirmemek suretiyle öteki kat maliklerinin haklarını ihlal etmekte devamlı olarak bir yıl ısrar edilmesi; Kendi bağımsız bölümünü randevu evi veya kumarhane veya benzeri yer olarak kullanmak suretiyle ahlak ve adaba aykırı harekette bulunması. Kat Mülkiyetine ilişkin davalar anagayrimenkulün bulunduğu yerin Sulh Hukuk Mahkemesinde görülür. Kat malikleri, bütün kat maliklerinin rızası olmadıkça; anagayrimenkulün ortak yerlerinde; İnşaat, onarım ve tesisler, Değişik renkte dış badana veya boya yaptıramaz Kendi bağımsız bölümünde ise; Ana yapıya zarar verecek nitelikte onarım, tesis ve değişiklik yapamaz. Tavan, taban veya duvar ile birbirine bağlantılı bulunan bağımsız bölümlerin bağlantılı yerlerinde, bu bölüm maliklerinin ortak rızası ile ana yapıya zarar vermeyecek onarım, tesis ve değişiklik yapabilir

  • Ortaklığın Giderilmesi Davaları | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları Ortaklığın Giderilmesi Davaları Eski adıyla izale-i şüyu ve yeni adıyla ortaklığın giderilmesi davaları, paylı (müşterek) ya da elbirliği (iştirak halinde) ile mülkiyete konu olan taşınmaz veya taşınır mallarda paydaşlar/ortaklar arasında mevcut birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan iki taraflı bir dava türüdür. Birden çok kimsenin taşınır veya taşınmaz nitelikteki aynı eşya üzerinde maddi şekilde bölünmemiş paylara malik olmalarına imkân veren mülkiyet türü, paylı mülkiyettir. (Müşterek Mülkiyet) Elbirliği Mülkiyeti : Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olma durumudur.(İştirak Halinde Mülkiyet) Paylı mülkiyette paydaşlardan her biri, müştereken malik olduğu malın paylaşılması suretiyle payının kendisine verilmesini her zaman isteyebilir. Ortaklığın giderilmesi; malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçimlerinde gerçekleştirilebilmektedir. Ortaklığın giderilmesi davaları uygulamada genel olarak gayrimenkuller için açılsa da paylı mülkiyete konu olan menkul mallar için de açılabilir. Ortaklığın giderilmesinde Sulh Hukuk Mahkemeleri görevlidir.

  • İdari Davalar | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları İDARİ DAVA NEDİR? Devlet kurumları tarafından yapılan işlemlere karşı dava açılan davalara İdari Dava denir. İdari davalarda mahkemelerce idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğu denetlenir, yerindeliği denetlenmez. İdari davalar idare mahkemesinde, vergi mahkemesinde veya Danıştay’da görülür. İdare mahkemesi ; idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine karşı açılan idari davalara bakmakla görevli temel mahkemelerden biridir . İdare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalar ve ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülen davalar dışındaki tüm iptal davaları (bir idari işlemin hukuka aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi talebiyle açılan idari davalar) ve tam yargı davalarında (idari işlem veya eylemler nedeniyle zarar görenlerin idare aleyhine açtıkları tazminat davaları) yargılama yapar. Vergi mahkemesi ; idarenin vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin iptal ve tam yargı davalarına bakmakla görevli idari mahkemedir. Vergi mahkemeleri; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar, yukarıdaki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davalar ve diğer kanunlarla vergi mahkemesine verilen davalarda yargılama yapar. İDARİ DAVA HANGİ İŞLEMLERE KARŞI AÇILIR? İdarenin hukuka aykırı olarak gerçekleştirdiği iş ve işlemlerin iptali ve uğranılan zararın tazmini için açılır. Dava açılması için ilgili işin idare (bir kamu kurumu) tarafından yapılmış olması gerekir. Ayrıca bu işlem kesin olarak tamamlanmış olmalıdır. Eğer idari işlemin tesisi devam ediyorsa, başka bir makamın onayına ihtiyaç varsa, veya verilen karara karşı başvuru yaparak kararın değiştirilmesini talep etmek imkanı varsa o işlem kesin olarak tamamlanmamış demektir. Önce idari yolların tüketilmesi gerekir. İDARİ DAVA HANGİ SÜREDE AÇILIR? İdare tarafından yazılı bildirim (tebligat) yapılmasını takiben Vergi Mahkemelerinde 30, İdare Mahkemelerinde veya Danıştay’da 60 gün içerisinde dava açılması gerekir. Özel kanunlarda düzenlenen dava açma süreleri saklıdır. İDARİ YARGI ALANINDA GÖREV YAPAN MAHKEMELER : İdare Mahkemeleri (İlk derece mahkemesi) Vergi Mahkemeleri (İlk derece mahkemesi) Bölge İdare Mahkemeleri (İstinaf mahkemesi olarak görevli) Danıştay (Temyiz mahkemesi ve bazı idari davalar için ilk derece mahkemesi olarak görevli). İDARE VE VERGİ HUKUKU ALANINDA AVUKATLIK HİZMETİ SUNDUĞUMUZ BAZI DAVALAR: Tam yargı davaları (İdarenin eylem ve işleminden kaynaklanan tazminat ve alacak davaları) İdari İşlemin İptali davaları Memur disiplin cezalarına ilişkin davalar Her türlü vergi / ceza ihbarnamelerinin iptali davaları, Ödeme emrinin iptali davaları, Haczin, e-haczin, ihtiyati haczin ve ihtiyati tahakkuk ile satış işleminin iptali davaları, Vergi Hukukundan kaynaklanan diğer davalar İdari Davalar ve Vergi Davalarınız için iletişim bölümünden bize ulaşabilirsiniz.

  • İdare ve Vergi Davaları | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları-İdare ve Vergi Davaları İdare ve Vergi Hukuku Davaları İDARİ DAVA NEDİR? Devlet kurumları tarafından yapılan işlemlere karşı dava açılan davalara İdari Dava denir. İdari davalarda mahkemelerce idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğu denetlenir, yerindeliği denetlenmez. İdari davalar idare mahkemesinde, vergi mahkemesinde veya Danıştay’da görülür. İdare mahkemesi; idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine karşı açılan idari davalara bakmakla görevli temel mahkemelerden biridir . İdare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalar ve ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülen davalar dışındaki tüm iptal davaları (bir idari işlemin hukuka aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi talebiyle açılan idari davalar) ve tam yargı davalarında (idari işlem veya eylemler nedeniyle zarar görenlerin idare aleyhine açtıkları tazminat davaları) yargılama yapar. Vergi mahkemesi; idarenin vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin iptal ve tam yargı davalarına bakmakla görevli idari mahkemedir. Vergi mahkemeleri; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar, yukarıdaki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davalar ve diğer kanunlarla vergi mahkemesine verilen davalarda yargılama yapar. İDARİ DAVA HANGİ İŞLEMLERE KARŞI AÇILIR? İdarenin hukuka aykırı olarak gerçekleştirdiği iş ve işlemlerin iptali ve uğranılan zararın tazmini için açılır. Dava açılması için ilgili işin idare (bir kamu kurumu) tarafından yapılmış olması gerekir. Ayrıca bu işlem kesin olarak tamamlanmış olmalıdır. Eğer idari işlemin tesisi devam ediyorsa, başka bir makamın onayına ihtiyaç varsa, veya verilen karara karşı başvuru yaparak kararın değiştirilmesini talep etmek imkanı varsa o işlem kesin olarak tamamlanmamış demektir. Önce idari yolların tüketilmesi gerekir. İDARİ DAVA HANGİ SÜREDE AÇILIR? İdare tarafından yazılı bildirim (tebligat) yapılmasını takiben Vergi Mahkemelerinde 30, İdare Mahkemelerinde veya Danıştay’da 60 gün içerisinde dava açılması gerekir. Özel kanunlarda düzenlenen dava açma süreleri saklıdır. İDARİ YARGI ALANINDA GÖREV YAPAN MAHKEMELER : İdare Mahkemeleri (İlk derece mahkemesi) Vergi Mahkemeleri (İlk derece mahkemesi) Bölge İdare Mahkemeleri (İstinaf mahkemesi olarak görevli) Danıştay (Temyiz mahkemesi ve bazı idari davalar için ilk derece mahkemesi olarak görevli) İDARE VE VERGİ HUKUKU ALANINDA AVUKATLIK HİZMETİ SUNDUĞUMUZ BAZI DAVALAR: Tam yargı davaları (İdarenin eylem ve işleminden kaynaklanan tazminat ve alacak davaları) İdari İşlemin İptali davaları Memur disiplin cezalarına ilişkin davalar Her türlü vergi / ceza ihbarnamelerinin iptali davaları, Ödeme emrinin iptali davaları, Haczin, e-haczin, ihtiyati haczin ve ihtiyati tahakkuk ile satış işleminin iptali davaları, Vergi Hukukundan kaynaklanan diğer davalar İdari Davalar ve Vergi Davalarınız için iletişim bölümünden bize ulaşabilirsiniz.

  • İş ve Sosyal Güvelik Davaları | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları-İş ve Sosyal Güvelik Davaları İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Davaları İş hukukunu işçi, işveren ve devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen ve inceleyen bir hukuk dalı olarak tanımlamak mümkündür İş hukuku, işçi haklarını, çalışma koşullarını, işçi ücretlerini, işçi sendikaları ve işveren-isçi ilişkilerini düzenler. İş hukukunu bireysel ve toplu iş hukuku şeklinde ikiye ayırmak mümkündür. Bireysel iş hukuku işçilerin işverenler ile ilişkilerini düzenlerken, toplu iş hukuku ise işçi ve işverenlerin oluşturdukları sendikalar arasındaki ilişkileri düzenlenmektedir. İş uyuşmazlığı, işçi ile işveren arasında iş sözleşmesine bağlı olarak iş ilişkisi sebebi ile çıkan uyuşmazlıktır. Bir ya da birden çok işçi ile işveren arasında ortaya çıkan iş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlık, bireysel iş uyuşmazlığıdır. İşçilerin kollektif hakları ile, sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve toplu sözleşme süreci ile ilişkilendiği takdirde, toplu iş uyuşmazlığı olarak adlandırılır. İş hukukunun ulusal ve uluslararası kaynakları olarak; iç hukukumuzda 4857 sayılı İş Kanunu, Basın İş Kanunu, Deniz İş Kanunu, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu temel kaynaklar arasında yer almaktadır. Uluslararası kaynakların oluşumunda ise Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO), Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliğinin önemli katkıları bulunmaktadır. Özellikle Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) oluşturduğu uluslararası sözleşmeler iş hukukunun önemli kaynakları arasında yer almaktadır. İş Hukukunda Zorunlu Arabuluculuk İş hukukunda, işçi ve işveren arasındaki yıllık izin ücreti, fazla çalışma (fazla mesai) ücreti, maaş ve benzeri işçilik alacakları ile ihbar tazminatı, kıdem tazminatı ve benzeri tazminatların ödenmemesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda 01.01.2018 tarihinden itibaren arabuluculuk yoluna başvurma zorunlu hale gelmiştir. (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3). İşe İade Davalarında da Arabuluculuk Zorunludur: İşe iade davaları, iş sözleşmesinin hukuka aykırı feshedilmesi halinde işçinin işine geri dönmesini sağlayan bir iş davası türüdür. İşçi, iş akdi feshedildikten sonra işe iade davası açmadan önce uyuşmazlığın arabuluculuk yoluyla çözülmesi için arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk ancak tarafların serbest iradeleriyle karar verebilecekleri konularda mümkündür. Daha açık bir ifadeyle; kamu düzenini ilgilendirmeyen ve cebri icraya elverişli konularda taraflar arabulucuya gidebilirler. Tarafların sözleşme konusu yapamayacakları konularda örneğin ceza davalarında, nüfus kaydına ilişkin davalarda veya çocukların velayetine ilişkin davalarda arabuluculuk mümkün değildir. ARABULUCULUK SÜRECİNDE AVUKAT DESTEĞİ Avukatların kişileri, Arabuluculuk süreçlerinde etkili ve yetkin olarak temsil etmesinin önemi büyüktür. Sistemin sağlıklı, güvenli etkin ve verimli bir şekilde işlemesi için avukatların arabuluculuk müzakere masasında taraf vekili olarak yer alması hak kayıplarının önüne geçmektedir. Özellikle işçi ve işveren ilişkilerinde işçinin işveren karşısında zayıf konumda olduğu aşikardır. Kanunda, tarafların arabulucuya başvururken ve tüm süreç boyunca eşit haklara sahip oldukları düzenlenmiştir. Eşitliğin ön planda olması gereken bir ortamda, işçinin eşit düzeyde olması ve kendini rahatça ifade ederek haklarını talep etmesi arabuluculuk sürecinde ancak avukatla temsili halinde mümkündür. İş ve Sosyal Güvenlik uyuşmazlıkları iş mahkemelerinde, iş mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemelerinde görülür. Başlıca iş davaları aşağıda sıralanmıştır. İŞÇİ TARAFINDAN AÇILAN İŞ DAVALARI : Kıdem ve İhbar Tazminatı Davaları İşçilik Alacakları Davaları (Maaş, ücret, prim, fazla mesai, yıllık izin ve tatil günleri alacakları) İşe İade Davaları İş Kazaları ve Meslek Hastalıklarından Doğan Davalar İşçilerin yaralanma, ölüm ve iş göremezlik durumlarından doğan davalar İşçi ve üçüncü kişiler açısından işverenin kusursuz sorumluluğundan doğan davalar Mobing ve kötü niyet tazminatlarına ilişkin davalar Hizmet Tespiti Davaları SGK kayıtlarının düzeltilmesi davaları İŞVEREN TARAFINDAN AÇILAN İŞ DAVALARI : Menfi Tespit Davaları İhbar Tazminatı Davaları Eğitim Bedelinin Tahsili Davaları İdari Para Cezalarına İtirazlar

  • Avukatlık Ücretleri | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları-Avukatlık Ücretleri TARAFLAR ARASINDA KARARLAŞTIRILAN AVUKATLIK ÜCRETİ: İş sahiplerinin (müvekkil) Avukata ödemesi gereken ücrete “vekalet ücreti” yada “avukatlık ücreti” denir. Bu ücret Borçlar Kanunu ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda düzenlenmiştir. Avukatlık Kanunu 164. madde uyarınca “Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.” Avukat ile iş sahibi arasındaki bir vekâlet akdine istinaden avukatlık hizmeti (örneğin yargı organları nezdinde iş sahibini temsil etme) verilebileceği gibi, vekâlet akdi olmadan da (örneğin sözlü ya da yazılı danışma, dava dilekçesi hazırlama veya bir sözleşme hazırlama gibi) avukatlık hizmeti verilebilir. Her ne şekilde olursa olsun, avukat ile iş sahibi arasında akdedilen (yazılı ya da sözlü) bir sözleşmeye istinaden avukat tarafından yapılan iş ve işlemler avukatlık hizmeti; bu iş ve işlemler karşılığında iş sahibince verilen bedel de avukatlık ücretidir. Avukatlık Ücreti Nasıl Belirlenir? Avukatlık ücreti, taraf ve Avukat arasında, ilgili kanunlara aykırı olmamak, her yıl Türkiye Barolar Birliği tarafından yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifes i ‘ndeki miktar ve oranlardan az olmamak üzere serbestçe kararlaştırılabilir. Dava değeri veya mahkemece hükmolunacak şeyin değeri, yahut paranın belli bir yüzdesi oranında avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. Avukat, davayı kazansa da kaybetse de kanunen ücrete hak kazanır. Yapılan sözleşmede bir ücret kararlaştırılmamış olması, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmaması, ücret sözleşmesinin belirgin olmaması, tartışmalı olması veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayılması hallerinde ise değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için, avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki dava konusunun değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanarak avukatlık ücreti tespit edilir. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre “avukatın ücretinin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi niteliği ve davanın süresi göz önünde tutulur” Dava yada takip hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukat, tarife hükümleri ile belirlenen ücretin tamamına hak kazanır. DAVA YADA TAKİP SONUCUNDA KARŞI TARAFA YÜKLENEN AVUKATLIK ÜCRETİ: 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesine göre, dava sonunda, kararla, tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez.

  • Kadastro Davaları | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları Kadastro Davaları Kadastro Nedir ? Kadastro; ülke sınırları içerisindeki taşınmaz malların sınırlarının, arazi ve harita üzerinde belirlenerek hukuki durumlarının tespit edilmesi sonucunda Türk Medeni Yasası uyarınca tapu siciline tescil edilmesi ve hak sahiplerine tapu belgelerinin verilmesi işleminin bütünüdür. Ülkemizde yapılan veya halen yapılmakta olan kadastro çalışmaları sonucunda birçok hukuki ihtilaf meydana gelmektedir. Bu alanda en sık karşılaşılan sorun kadastro tespiti esnasında taşınmazların bir başkası (genellikle komşu yahut husumetli akraba) üzerine tapuda tescil edilmesidir. Hak sahiplerinin arazinin bulunduğu yerlerde yaşamamaları, yurt dışında olmaları gibi sebepler bu sorunları daha da artırmaktadır. 1- Kadastro Tespitine İtiraz Davası (Kadastro Kanunu 10.md) Kadastro tespitinden sonra, tespit sonuçları askıya asılmak suretiyle ilan edilmektedir. Bu askı cetvelleri kadastro müdürlüğünde ve muhtarlıklarda 30 gün süre ile askıda tutulur. Yapılan tespite itirazı olanları 30 günlük askı süresi içinde Kadastro Mahkemesi’nde Kadastro Tespitine İtiraz Davası açması gerekir. 30 günün geçmesi ile birlikte dava açılmamışsa kadastro tutanakları kesinleşir. 2- Tapu İptali ve Tescil Davası Kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden sonra ancak Tapu İptali ve Tescil Davası açılabilir. Kadastro tespiti nedeni ile tapu iptali ve tescil davalarında 10 yıllık hak düşürücü süre mevcuttur. Bu tür davalar kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre geçmeden açılmalıdır. Kadastro Tespitinden 10 Yıl Geçtikten Sonra Dava Açılabilir mi? Genel kural 10 yıl olmakla birlikte, bazı durumlarda 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra da dava açılabilmektedir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 01.04.2014 tarihli kararında; davayı açma hakkı bulunan kişinin (miras bırakan) kadastro tespitinden sonra, 10 yıllık hak düşürücü süre geçmeden önce ölmesi hâlinde mirasçılar tarafından açılacak tapu iptal ve tescil davasında 10 yıllık sürenin aranmayacağına hükmetmiştir. Dava Kime Karşı Açılabilir? Dava, tapuda kimin adına kayıt edilmişse ona karşı açılmalıdır. Uygulamada hatalı olarak; kadastro çalışmasını yapan kuruma, Tapu Müdürlüğüne karşı dava açıldığı da görülmekte olup; bu durum hukuken yanlıştır. Öksüz Hukuk Bürosu olarak, hatalı Kadastro Tespiti nedeni ile yaşanan her türlü ihtilafta ve kadastro davalarında hukuki hizmet vermekteyiz. İletişim bölümünden bize ulaşabilirsiniz.

  • Yargılama Masrafları | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları Yargılama Masrafları 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince, Hukuk mahkemeleri olarak nitelendirilen Asliye Hukuk, Sulh Hukuk, Aile , İş, Ticaret ve diğer hukuk mahkemelerinde dava açıldığı sırada yargılama giderlerinin tamamı dava açılışı esnasında peşin olarak ödenmektedir. Dava açılırken; a) Taraf sayısının beş katı tutarında tebligat gideri, b) Dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmış ve tanık sayısı belirlenmiş ise tanık sayısınca tanık asgari ücreti ve tebligat gideri; tanık sayısı belirtilmemiş ise en az üç tanık asgari ücreti ve tebligat gideri, c) Dava dilekçesinde keşif deliline dayanılmış ise keşif harcı ile birlikte ulaşım gideri, ç) Dava dilekçesinde bilirkişi deliline dayanılmış ise Bilirkişi Ücret Tarifesinde davanın açıldığı mahkeme için öngörülen bilirkişi ücreti, d) Diğer iş ve işlemler için avans ödenir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 323 üncü maddesi uyarınca, yargılama giderleri şunlardır: a) Celse, karar ve ilam harçları. b) Dava nedeniyle yapılan tebliğ ve posta giderleri. c) Dosya ve sair evrak giderleri. ç) Geçici hukuki koruma tedbirleri ve protesto, ihbar, ihtarname ve vekaletname düzenlenmesine ilişkin giderler. d) Keşif giderleri. e) Tanık ile bilirkişiye ödenen ücret ve giderler. f) Resmi dairelerden alınan belgeler için ödenen harç, vergi, ücret ve sair giderler. g) Vekil ile takip edilmeyen davalarda tarafların hazır bulundukları günlere ait gündelik, seyahat ve konaklama giderlerine karşılık hakimin takdir edeceği miktar; vekili bulunduğu halde mahkemece bizzat dinlenmek, isticvap olunmak veya yemin etmek üzere çağrılan taraf için takdir edilecek gündelik, yol ve konaklama giderleri. ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücreti. h) Yargılama sırasında yapılan diğer giderler. Yasanın müteakip maddeleri uyarınca; Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak ödemek zorundadırlar. Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi halde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır (6100 sayılı Yasa md. 324). Davanın taraflarınca üzerinde serbestçe tasarruf edilemeyen dava ve işlerde, hakim tarafından resen başvurulan deliller için gereken giderlerin, bir haftalık süre içinde taraflardan birisi veya belirtilecek oranda her ikisi tarafından ödenmesine karar verilir. Belirlenen süre içinde bu işlemlere ait giderleri karşılayacak miktarda avans yatırılmazsa, ileride bu gideri ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenmesine hükmedilir (6100 sayılı Yasa md. 325). Yasada açıkça yazılı haller dışında, yargılama giderlerinden, aleyhine hüküm verilen taraf sorumludur. Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarını da kararlaştırabilir (6100 sayılı Yasa Md. 326). Yasanın 327 nci maddesi gereğince, gereksiz yere davanın uzamasına veya yargılama giderine sebebiyet vermiş olan taraf, davada lehine karar verilmiş olsa dahi, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkum edilebilir. Bir kişi davada sıfatı olmadığı halde, davacıyı, davalı sıfatı kendisine aitmiş gibi yanıltıp, kendisine karşı dava açılmasına sebebiyet verdiği durumlarda, davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddi halinde, davalı yararına yargılama giderlerine hükmedilemez. Fer’i müdahil olarak davada yer alan kimse, yanında katıldığı taraf haksız çıkarsa, yalnızca fer’i müdahale giderinden sorumlu tutulur, aksi halde bu giderler diğer tarafa yükletilir. Ancak, hüküm üçüncü kişinin katıldığı taraf lehine verilmiş olsa bile, lehine hükmolunan tarafın hal ve davranışı, üçüncü kişinin davaya katılmasını gerektirmişse, müdahale giderinin tamamı veya bir kısmı, lehine hüküm verilen tarafa yükletilebilir (6100 sayılı Yasa md. 328). Değinilen Yasanın 329 uncu maddesi uyarınca, kötü niyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı halde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekalet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkum edilebilir. Vekalet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması halinde, bu miktar doğrudan mahkemece takdir olunur. Kötü niyet sahibi davalı veya hiçbir hakkı olmadığı halde dava açan taraf, bundan başka beş yüz Türk Lirasından beş bin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası ile mahkum edilebilir. Bu hallere vekil sebebiyet vermiş ise disiplin para cezası vekil hakkında uygulanır. Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan durumlarda, hakim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder. Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder. Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkum eder. Davanın açılmamış sayılmasına karar verilen hallerde yargılama giderleri davacıya yükletilir. (6100 sayılı Yasa md. 331). Yasanın 332 ve 333 üncü maddelerinin açık hükmü gereğince, yargılama giderlerine mahkemece resen hükmedilir. Yapılan giderin tutan, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümü hüküm altında gösterilir. Hükümden sonraki yargılama giderlerini hangi tarafın ödeyeceği, miktarı ve dökümü ile bu giderlerin hangi tarafa yükletileceği, mahkemece ilamın altına yazılır. Hükmün kesinleşmesinden sonra mahkeme kendiliğinden, yatırılan avansın kullanılmayan kısmının iadesine karar verir. Bu kararın tebliğ gideri iade edilecek avanstan karşılanır.

  • Fikri Sinai Davaları | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları-Fikri Sinai Davaları Fikri ve Sınai Haklar Davaları Fikrî mülkiyet hukuku, iktisadi değer taşıyan fikrî emek ürünlerini koruyan bir hukuk dalıdır.Fikrî mülkiyet hukuku, telif hakları ve sınai mülkiyet hakları olmak üzere iki ana unsurdan oluşmaktadır. Telif hakları, eserin meydana getirilmesiyle kendiliğinden doğar. Koruma, eserin kamuya sunuluşu ile kendiliğinden sağlanmaktadır. Bunun için bildirim ya da tescil gibi bir prosedüre ihtiyaç bulunmamaktadır. Sınai mülkiyet haklarında ise korumanın sağlanması için, ilgili buluşun, tasarımın, markanın vs. tescil ettirilmesi gerekmektedir. HİZMET VERDİĞİMİZ FİKRİ VE SINAİ HAKLAR DAVALARI Marka davaları Patent Davaları Eser sahibinin tespiti davası, Saldırının Men’i davaları Tecavüzün Ref’i davaları, Manevi Haklara Tecavüzden Doğan Ceza Davaları Mali Haklara Tecavüzden Doğan Ceza Davaları Bağlantılı Haklara Tecavüzden Doğan Ceza Davaları Koruyucu Programları Etkisiz Kılmaya Yönelik Hazırlık Hareketlerinden doğan Ceza Davaları Bağlantılı Hakların korunmasına ilişkin tedbirler Fikri Haklara ilişkin tazminat davaları Mali Hakların Korunmasına ilişkin tedbirler Mali Haklara tecavüze ilişkin olan tazminat davaları Türk Patent Enstitüsü kararlarına karşı açılan davaları, Taklit ürünlerle ilgili el koyma ve toplatma davaları, Taklit markalı malları gümrüklerde el konulması işlemleri, Tasarıma tecavüzün durdurulması Taklit tecavüzden doğan tazminat davaları, Tasarımların benzerliği sebebiyle haksız rekabet davaları, Tasarım iptali davaları, hükümsüzlük davaları,

  • İş Kazası Tazminat Davaları | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları İŞ KAZASI NEDİR? İş kazası, işçilerin iş hayatında meydana gelen kazaları ifade etmektedir. Günümüzde özellikle yüksek risk taşıyan iş kollarında can güvenliğini tehdit edebilecek birçok tehlike mevcuttur. İşveren açısından, bu konuda gerekli önlemlerin alınması yanında, işçiye gerekli eğitimin verilmesi zorunludur. Ancak maalesef çoğu zaman işverence alınması gereken tedbirlerin alınmadığına, ve işçinin adeta canı pahasına çalıştırıldığına uygulamada çok fazla şahit olunmaktadır. Bu gibi durumlarda gerek yaralanma gerekse de ölüm ile sonuçlanan iş kazaları yaşanmaktadır. Bu durumlarda gerekli tedbirleri almayan işveren sorumludur. İŞ KAZASI HALİNDE AÇILACAK DAVALAR NELERDİR ? Çoğu iş kazası neticesinde, işçi yaralanmakta kimi zamanda ölümü ile vahim sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Böyle durumlarda gerek kolluk birimi gerekse Cumhuriyet Savcısı tarafından soruşturma başlatılarak, sorumlular aleyhine ceza davası açılmaktadır. Bununla birlikte işçi veya kanuni mirasçıları (işçinin ölümü halinde) tarafından da hukuk davaları açılabilecek,ve gerek yapılan hastane, cenaze vs. masraflar gerekse işçinin yaralanması veya ölümün edeniyle tazminata ilişkin talepler, iş kazası davalarında istenebilmektedir. İŞ KAZASI TAZMİNAT DAVASI KİME KARŞI AÇILIR? İş kazası nedeniyle açılacak tazminat davaları, iş kazasının meydana gelmesinde kusuru olan, işverene karşı açılır. İş kazası nedeniyle açılacak tazminat davası, esasen işverenin kendisini temsile yetkili çalışanlarına veya aracı kişilere de açılabilir. İŞ KAZASI NEDENİYLE AÇILACAK MANEVİ TAZMİNAT DAVASI Manevi tazminat; kişilik hakları zarar gören kişinin, zarara sebep sorumlulardan alınarak kendisine ödenecek uygun bedeli ifade etmektedir. İş kazası nedeniyle açılacak manevi tazminat davasında, işçi iş kazası nedeniyle uğradığı manevi zararı talep etmektedir. Burada manevi zarardan kasıt, işçinin iş kazası nedeniyle uğramış olduğu acı, elem, psikolojik yıpranmayı ifade etmektedir. İşçi, iş kazası nedeniyle uğramış olduğu zarar nedeniyle, buna sebep olan işveren ve sorumlu üçüncü kişilerden manevi tazminat istemesi mümkündür. MANEVİ TAZMİNATIN ŞARTLARI NELERDİR ? İş kazası nedeniyle zarar gören işçi ve/veya iş kazası sonucu ölen işçinin  mirasçıları manevi tazminat talep edebilirler. Bu durumda Mahkemece manevi tazminata hükmedilebilmesi için bazı şartların varlığı aranacaktır. Buna göre; İş kazasına sebebiyet veren fiil Bu fiil neticesinde bir zararın meydana gelmesi Meydana gelen zarar ile fiil arasında illiyet bağı (neden/sonuç ilişkisi) Fiilin hukuka aykırı olması İşçinin zarara uğraması gereklidir. ÖLEN İŞÇİNİN EŞİ VE/VEYA ÇOCUKLARIN MANEVİ TAZMİNATA BAŞVURMA ŞARTLARI NELERDİR ? İş kazası nedeniyle işçinin ölmesi halinde, işçinin geride kalan yasal mirasçıları maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Bununla birlikte, işçinin yaralanması halinde de işçinin yasal mirasçıları, çektikleri acı ve üzüntüye karşılık manevi tazminat talep hakkı mevcuttur.Zira manevi tazminatın amacı, iş kazası dolayısıyla kişilerin manevi yitimlerinin giderilmesidir. İş kazası neticesinde ölüm gerçekleşirse bu halde işçinin yasal mirasçıları olan annesi, babası, eşi veya çocuklarının talep edebileceği bir tazminat türü olan destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilir. İş kazası sonrası ölüm nedeniyle açılabilecek tazminat davası için, iş kazası veya meslek hastalığı neticesinde bir ölüm meydana gelmesi, ölen işçinin yakınlarının ise işçinin desteğinden yoksun kalacak olmaları gerekir. İŞ KAZASI NEDENİYLE AÇILACAK MADDİ TAZMİNAT DAVASI Maddi tazminat davası, iş kazası nedeniyle işçinin uğradığı maddi zararların tazminine ilişkindir. İş kazası geçiren işçi, bedenen zarara uğramış olabilir. İşçi açacağı bir tazminat davası ile uğradığı bu zararların tazminini talep edebilir. İŞ KAZASI NEDENİYLE İŞÇİNİN ÖLÜMÜ HALİNDE İSTENEBİLECEK TAZMİNATLAR ; Cenaze giderleri, Tedavi giderleri, Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, Ölenin desteğinden yoksun kalan mirasçıların bu sebeple uğradıkları zararlar İŞ KAZASI NEDENİYLE BEDENSEL ZARAR HALİNDE İSTENEBİLECEK TAZMİNATLAR; Tedavi giderleri, Kazanç kaybı, Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar, İŞ KAZASI TAZMİNAT DAVASINDA ASIL İŞVEREN/TAŞERON SORUMLULUĞU NEDİR? Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal ve hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerden uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işlerde çalıştıran diğer işveren ile iş verenin arasında kurulan ilişkiye asıl işveren/ alt işveren (taşeron) ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren- alt işverenin (taşeron) işçilerine karşı, o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunundan ve iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu TİS. den doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.İşçinin iş kazası sebebiyle uğradığı zarardan İş Kanunu gereği asıl işveren ve alt işveren (taşeron) müteselsilden sorumludur. İŞ KAZASI TAZMİNATI NASIL HESAPLANIR? İş kazası nedeni ile açılacak tazminat davasında miktarın belirlenmesinde birden fazla faktör etkendir. Bunlara kısaca değinecek olursak; işçinin maluliyet durumu, işçinin iş kazasının meydana gelmesinde kusur durumu, işçinin yaşı ( işçinin yaşı hesaplamalarda işçinin normal bir insan dikkate alınarak yaşayacağı süre bakımından kalan süre açısından önemlidir), işçinin aylık ücreti ve iş kazası nedeniyle uğradığı zarar. İŞ KAZALARINA İLİŞKİN TAZMİNAT DAVALARI NE ZAMANA KADAR AÇILABİLİR? İş kazası nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı genel hükümlere göre belirlenir. Buna göre; iş kazası sebebi ile açılacak maddi ve manevi tazminat davaları, iş kazasının gerçekleştiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Ancak iş kazası nedeniyle bir ceza davası açılmışsa ve ceza davasının “dava zamanaşımı süresi” daha fazla ise, iş kazası nedeniyle tazminat davasında da ceza davası zamanaşımı süresi uygulanır. İŞ KAZALARINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME İş kazası nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında görevli mahkeme, İş Mahkemeleri ‘dir. Yetkili Mahkeme ise, iş kazası nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında iş kazasının gerçekleştiği yer veya işverenin adresinde bulunan iş mahkemelerinde görülür.

  • Araç Değer Kaybı Davaları | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları ARAÇ DEĞER KAYBI NEDİR? Değer kaybı, trafik kazaları sonrası aracın değerinde meydana gelen azalma olarak ifade edilir.Araç değer kaybı aslen hasar alan ve bu hasar itibariyle onarım gören bir aracın, ikinci el piyasasındaki değerindeki azalmayı ifade eder. Kısacası, kaza geçiren ve hasara uğrayan ne kadar iyi tamir edilmiş olursa olsun, değerinde mutlaka bir düşüş yaşayacaktır. Bu düşüş, o aracın değer kaybını ifade etmektedir. Kaza sonrası araç, ne kadar iyi şekilde tamir edilirse edilsin, kazalı olması sebebiyle piyasa değerinde azalma oluşacaktır. Bu aracın, emsallerine göre alım-satım olasılığı azalacak ve düşük değere alıcı bulmak zorunda kalacaktır. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan kazazede, bu zararını karşı tarafın kusuru oranında karşı araç sürücüsü, işleteni veyaKarayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısından tazmin edebilir. Konu ile ilgili mevzuata bakıldığında Türk Ticaret Kanunu'nun 1409. maddesine göre; trafik kazası sonrasında değer kaybı oluşması halinde kusurlu olan taraf trafik sigortası, kaza dolayısıyla meydana gelen hasarı ve değer kaybını tazmin etmekle yükümlüdür.Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesine göre de aracın bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumludur. Araç değer kaybı hesaplanırken, birçok etken rol oynamaktadır. Bu etkenler; araç kilometresi, araç değişen parçası, aracın geçmiş hasar kayıtları vs. sıralanabilir. Ancak şunu belirtmek gerekir, kaza sonrasında yapılan bazı onarım bazı onarım işlemleri, araçta değer kaybı oluşturmaz. Bunlara örnek verecek olursak; araçta değişim yapılan farlar, jantlar, stoplar, silecekler, camlar ve tamponlar gibi onarım gerektirmeyen parçalar ile vidalı parçalardaki değişiklikler için araç değer kaybı tazminatı talep edilemez. Be sebeple araç değer kaybı davası açmadan önce konu ile ilgili bir uzman ile görüşerek, uzman eşliğinde yol almak önemlidir. DEĞER KAYBI HESAPLAMA NASIL YAPILIR? Araç değer kaybı hesaplanmasında birden fazla yöntem kullanılır. Bunlardan biri emsal araç kıyaslaması yapılmasıdır. Bu yöntemde aynı aracın, eşdeğer kilometredeki hasarlı halinin ikinci el piyasasındaki değeri göz önünde bulundurulur. Bu sebeple kazalı aracın ikinci el piyasasının oluşmuş olması gerekir.Bu tür değerlendirmelerde, aracın bu zamana kadar geçirmiş olduğu kazalar ve almış olduğu hasarlar nedeniyle önceden yapılan onarımlar önemlidir. Bunun yanı sıra uzman bilirkişiler tarafından aracın kilometresi, araçta değişen parçalar, aracın gördüğü işlemler esas alınarakTrafik Sigortası Genel Şartlarındaki Ek-1 Değer Kaybı Hesaplama Tablosu ’na göre hesaplama yapılmaktadır. Bu yöntem her ne kadar bize sonucu formülize olarak verse de araç üzerindeki diğer etkenler sebebiyle kesinlik taşımaktadır. Sonuç olarak;“Araç değer kaybı nasıl hesaplanır?” sorusu her araca, aracın geçmiş hasar kaydına ve kilometresine göre değişkenlik göstereceğini belirtmek mümkündür. DEĞER KAYBI DAVASI NASIL AÇILIR? "Araç değer kaybını kim öder?"veya"Araç değer kaybı kimden istenir?" gibi soruların cevabı için konu ile ilgili Türk Hukukundaki düzenlemeleri incelemek gerekir.Öncelikle araç değer kaybının kasko tarafından karşılanıp karşılanmadığı konusuna bakacak olursak; kaza nedeniyle oluşan araç değer kaybının tek araçtan ibaret olmayabileceğini vurgulamamız gerekir. Bir başka deyişle kazada sorumlu olan tarafın da aracında değer kaybı oluşmuş olabilir. Bunun yanı sıra trafik sigortası yalnızca tek bir kişinin araç değer kaybını karşılar; bu kişi de kazada sorumluluğu bulunmayan ya da sorumluluk oranı diğer tarafa göre daha az olan kişi olarak belirlenmiştir. Kazaya sebebiyet veren tarafın teminatı ise yaptırmış olduğu kasko sigortasıdır. Araç değer kaybı, kazada kusursuz olan tarafın kazaya sebep olan tarafından karşılanır. Araç değer kaybının karşılanması noktasında da zorunlu araç trafik sigortası devreye girer. Ancak bu kendiliğinden değil başvuru üzerine gerçekleşir. Kazada kusursuz taraf, aracın değerinin karşılanması için ekspertiz raporu alarak değer kaybına sebep olan tarafa dava açabilir. Araç değer kaybı tazmini söz konusu olduğu zaman bunu gerçekleştirmenin iki yolu olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar; Dava yolu ve Sigorta Tahkim Komisyonu. Dava yolu ile değer kaybının tazmin edilmesi durumunda birden fazla durum ile karşılaşmak mümkün. Bunlardan biri, olayda tam kusurlu olarak nitelendirilen taraf, hasar gören aracın değerinde oluşan düşüş miktarında araç değer kaybı tazminat davası açabilme hakkına sahiptir. Başka bir deyişle karşı tarafın sigortasından veya karşı tarafın kendisinden araç değer kaybı talep edebilmek için her şeyden önce tam kusurlu olmamak gerekir. Bu noktada, kazanın oluşumundaki kusur durumu önem arz etmektedir. Keza kısmi kusur varsa, kusursuzluk oranda değer kaybı tazmini mümkündür. Kusur oranın tespitinde, bilirkişi danışmanlığına başvurmak sıklıkla başvurulan bir yoldur. Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuru yapmak, araç değer kaybı tazmin yöntemlerinden bir diğeridir. 5684 sayılı Kanunun 30. Maddesi çerçevesinde oluşturulan Sigorta Tahkim Komisyonu, sigorta ettiren veya sigortadan menfaat sağlayan kişiler ile sigorta tahkim sistemine üye sigorta kuruluşları arasındaki sigorta sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların, kolayca ve hızlıca çözülebilmesi için kurulmuş bir komisyondur. Sigorta Tahkim Komisyonu yalnızca trafik sigortalarına değil, her türlü sigorta uyuşmazlıklarını incelemektedir. Ancak daha öncede belirttiğimiz gibi, burada dikkate edilmesi gereken husus, hakkında Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvurulacak sigorta şirketinin Sigorta Tahkim Komisyonuna üye olması gerekmektedir. Ancak bunun da istinası Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısıdır. Değer kaybı için Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvurabilmek için belli başlı başvuru şartları ve bir başvuru usulü bulunmaktadır. Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuru gerçekleştirmek için öncelikle ilgili sigorta şirketine yapılan başvurunun tatmin edici olmaması, yetersiz olması ya da 15 gün içinde ilgili sorunun çözülememiş olması gerekir. Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru yapılabilmesi için şikayet eden tarafın, bu konuda gerek dava yoluna gerekse sigorta Tahkim Komisyonuna aynı konu ile ilgili başvurmamış olması gerekir. Bununla birlikte, başvurucunun şikayetini sigorta şirketine yazılı olarak beyan etmiş olması ve olumlu sonuçlanmamış olması gerekmektedir. Eğer Sigorta Tahkim Kurulu'na yapılan başvuru olumlu sonuçlanırsa, hakkında başvuru yapılan sigorta şirketi zararı ödemek durumdadır. zorunluluğu ile karşı karşıya kalır. Uyuşmazlık tutarı, 5.000 TL'ye kadar olan hakem kararları kesindir ve onlara karşı itiraz edilemez. Uyuşmazlıkların Sigorta Tahkim Komisyonu'nca incelenmesinin en önemli avantajı, konusuna göre en fazla 4 ay içerisinde sonuca kavuşturulmasıdır. Araç değer kaybı konusunda da yine Sigorta Tahkim Komisyonu çokça tercih edilen bir yoldur. Ayrıca araç değer kaybı başvuru yapılabilmesi için dikkat edilmesi gereken bir nokta, araçtaki hasarlı parçaların daha önceden hasara uğramamış parçalar olması, onarım veya yenileme işleminden geçmemiş olması gerekmektedir. Aracın önceki kaza sonucunda değer kaybetmesi sebebi ile açılan değer kaybı davası itiraz sonucu reddedilir. Yargıtay kararına göre boya işlemine gerek duymadan değiştirilebilen far, silecek, jant ve cam benzeri parçalara değer kaybı uygulanmamaktadır. Bu sebeple de araç üzerinde gerçekleşen hasarın, daha önce değişen parçaların dışında gerçekleşmiş olması gerekir. DEĞER KAYBI DAVA AÇMA SÜRESİ NEDİR? Araç Değer Kaybı davası süresi konusunda mevzuat incelendiğinde; Borçlar Kanunu'nun 72. maddesine göre; “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır”. Kısacası araç değer kaybı tazmin etme süresi, diğer bir deyişle dava açma süresi iki yıldır.iki yıllık sürenin başlangıcı; araç sahibinin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlar. DEĞER KAYBI DAVASI İÇİN GEREKLİ BELGELER NELERDİR? Değer kaybı davası açabilmek için bazı belgelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz; Kazanın gerçekleştiği anda tutulan kaza tutanağı, hasar tespit tutanağı, araçların kaza sonrası çekilen, özellikle hasarı gösteren ve her açıdan çekilmiş fotoğrafları, aracın ekspertiz raporu ve aracın ruhsat başta olmak üzere tüm belgeleri. DEĞER KAYBI DAVASI DİLEKÇESİ Değer kaybı davası için yukarıda belirtilen belgelerin yanı sıra dava açmak için bir de değer kaybı davası dilekçe formu gerekmektedir. Bu dilekçeye kaza tutanakları ve diğer araç değer kaybı belgeleri eklenerek başvurulacak Mahkemeye veya Sigorta Tahkim Komisyonuna iletilmelidir. Araç kiralama ve benzeri masraflar varsa bunlara ilişkin belgeler de bu tutanak ile birlikte sunulmalıdır. Araç değer kaybı dilekçesi belli bir yazılış formatında olması gerekmekle birlikte, içerisinde bazı unsurları barındırması zorunludur. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: Mahkemenin, davalının ve davacının adı, davalı ve davacının adresleri, davacının kimlik numarası, varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ya da vekillerinin adı ve adresi, dava konusunun değeri, davacının iddiasına konu olan tüm vakaların açık özetleri, iddiaya konu olan vakaların hangi deliller ile ispat edileceği, dayanak gösterilecek hukuki sebepler ve açık ve net bir şekilde belirtilmiş talep sonucu. DEĞER KAYBI DAVASI AVUKATI VE MAHKEMESİ Değer kaybı davaları, ortalama olarak 9 ay ila 1.5 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Değer kaybı davası söz konusu olduğu zaman bilinmesi gereken bir diğer husus, değer kaybı davasında görevli mahkeme hususudur. Araç değer kaybı davasına bakmakla yükümlü olan mahkeme, genel kurallara göre belirlenmektedir. Genel yetkili mahkeme ise davalı olan tarafın yerleşim yerindeki yetkili asliye hukuk mahkemeleridir. Ancak karşı tarafın, Sigorta Şirketi olması halinde Asliye Ticaret Mahkemeleri yetkilidir.Herhangi bir yasal zorunluluk bulunmamakla birlikte değer kaybı avukat yardımı ile takip edilmesi, başvurucunun haklarını halel gelmeden ulaşması bakımından önemlidir.

  • Nüfus Hukuku Davaları | Öksüz Hukuk Bürosu

    Boşanma Davaları-Aile Hukuku-Anlaşmalı Boşanma-Çekişmeli Boşanma-Mal Paylaşımı-Tazminat davaları-Alacak davaları-Tapu iptali ve tescil davaları-El atmanın önlenmesi davaları-İtirazın iptali davaları-Kamulaştırma davaları-İşçilik davaları-Menfi tespit davaları-Miras davaları-Ortaklığın giderilmesi-Özel hukuk davaları-Ceza Davaları-İcra Davaları Nüfus Davaları Nüfus kaydının düzeltilmesi davası nüfusta yanlış olarak alınmış kaydın düzeltilmesi amacıyla açılacak olan davadır. Nüfus kayıtlarındaki eksiklikler yada kayıtların tutulmasında yapılan hatalar sebebiyle nüfus kaydının düzeltilmesi davası açılmaktadır. Nüfus kaydının düzeltilmesi dava yoluyla mümkündür. Bu davalar ancak hukuki bir yarar olduğunda açılabilmektedir. Nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalar aşağıda belirtilmiştir: UYGULAMADA EN ÇOK RASTLANAN NÜFUS DAVALARI: Nüfus Kaydının İptali Davası, nüfus kaydından kaldırılması gereken kayıtlar için açılan dava türüdür. İsim ve Soyadı Değiştirme davası, haklı bir sebebin varlığı halinde isim ve soyadı değiştirme, yeni bir ad alma yahut kullanıyor olduğu isme yeni bir ekleme yapma amacıyla açılacak davadır. Yaş Düzeltme Davası, nüfus kayıtlarında yer alan doğum tarihinin düzeltilmesi için açılan davadır. Halk dilinde yaş küçültme ve yaş büyültme olarak adlandırılır. Yaş değiştirme davası yalnızca bir kez açılabilir. Din Değiştirme Davası, kişinin nüfus kütüğünden kayıtlı olan dininin değiştirilmesi ya da yahut silinmesi için açılan bir davadır. Cinsiyet Değiştirme Davası, bireyin fizyolojik anlamda doğduğu beden ile hissettiği beden arasında farklılık olması halinde açılacak bir davadır. Cinsiyet değiştirme davası açabilmek için hakimin izni gerekmektedir. İzin neticesinde yapılan ameliyat sonrasında nüfus kayıtlarının düzeltilmesi işlemi gerçekleştirilecektir. Gaiplik Davası, hakları gaip kişinin ölümüne bağlı olanlar tarafından açılabilecek bir davadır. Gaiplik kararı verilebilmesi için kişi ölüm tehlikesi içerisinde kaybolmuş yahut kendisinden uzun zamandır haber alınamamış olması gerekmektedir. Babalık Davası, Çocuk ile baba arasındaki soybağının tespiti için ana yada çocuk tarafından açılabilecek bir davadır. Soybağının Reddi Davası, Baba ile çocuk arasındaki soy bağının reddi ve babalık karinesinin çürütülmesi için açılan bir davadır. Analık Davası, kişinin nüfus kütüğünde kayıtlı olan anne adı ile biyolojik annesinin farklı olması halinde açılabilen bir davadır.

bottom of page